Anlam , anlamlanmak , anlaşılmak ...
Sartre'nin bir sözüne karşın yazmıştım : Göze görünen şeyler yalnızca oluştur , bulunuştur. Öyle .
Anlam , ortalıkta herkesin görüp dokunduğu bir şey değil . Ne yüklenilirse o hissediliyor. Anlam bir oluş değil bir bulunuş değil . Anlam yalnızca bir bakış , bakışın doldurulan üstü ve de altı .
Anlamlanmak, bakışın doldurulan üstüne ve de altına bakı . Anlaşılmanın , söylenmiş ve söylenecekleri dinlemeyle ilgisi yok . Yazılmış ya da yazılacakların eksiksiz okunmasıyla da bir ilgisi yok . Çünkü anlaşılmak , gözükeni kabul etmek değil . Satırda yazanı olduğu gibi okumak hiç değil .
Yazılan her şey bir oluş , bulunuş . Anlaşılmak , satırda olmayanı okumak . Satırlar arası 'alt dili '
okumak .
Yazana bir anlam duymadan onun yazdığını anlamlandıramazsın. Anlam dışı hiçbir şey , hiç kimse
aslında anlaşılmaz .
" Uzağa değil öteye . Hep öteye gitti yalnızlığı ondandır . " der Özdemir Asaf.
Üstelik o bir insansa ...
Anlaşılmadıkça ötelenir . İnsan bu . Ezbere sığmaz anlama da sığamadığı gibi .
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder