24 Ağustos 2020 Pazartesi

Yazma Eylemi Üzerine


 

Yan yana atılan birkaç çizikli harf daha sonra o harflerin yan yana olmakla oluşturduğu kelimeler. Onların göze görünür hali yazı; göze görünen eylem yazmak.

Pek çoğumuz için yazmak bu kalıptan öteye gidemezken yazmak üzerine bir şeyler söylemek, bir de bunu farklı söylemek pek kolay değil. Tek bir yaşam hakkı varsa sahiden ve tüm o kalabalıklara rağmen insan kendi başınaysa yaşama, onun getirdiği tüm duygulara ve kendine dair konuşmak ister. Aslında bu bir ihtiyaçtır. Çoğu zaman sırf birilerince duyulmak uğruna olsa da bazen kendini duymak adına bir ihtiyaçtır. İnsan kendi için tek ve sonu olan o yaşamı, zamanı yaşamışken yaşıyorken ya da yaşayacakken onunla baş edecek türden bir güce ihtiyaç duyuyor. O güç, yazmak. Yazmak da tıpkı zaman gibi sonsuz, köşesiz. 

İnsanın yaşamındaki kendi başınalığına bakılırsa ilerleyen her bir zaman parçasında insan da sürükleniyor o zamanla birlikte. Bu Marguerite Duras’taki yazmak düşüncesini hatırlatıyor hep: “İnsan içinde bir yabancıyı barındırır: yazmak, işte o yabancıya ulaşmaktır.” Yazdıkça hareket halindesin ve yazdıkça dipte, derinde, hiç olmadığın yerlerdesin. Ne şekilde yazdığın kime yazdığın ya da ne uğruna yazdığın değil neyi yazdığın önemli. Yazma ihtiyacının içteki hangi nedenden, kökten geldiği önemli. Marguerite Duras, insan yazsaydı ne yazardı sorusu üzerinde durur. Bu sorunun cevabı ancak yazdıktan sonra öğrenilebilir. Öncesinde bu sorunun insanın kendi kendine sorabileceği en tehlikeli ve de en çok sorulan soru olduğunu söyler. Belki de bu soru insanın kendi içindeki o yabancıyla yüzleşme korkusudur. 

Başta neyi ne şekilde yazdığın önem taşımasa da yazmaya ilk yönelimin ne üzerinden olduğunun kayda değer olduğunu düşünürüm. Küçük yaşta günlük tutmaya başlamış biri olarak inanıyorum ki insan; hayatı kendi kefesinde, kendi gözünün aldığı kadarıyla bir yere koymaya çalışıyor. Büyüdükçe de bu yetmiyor. Zamanla birlikte insanda da ilerleyen görme yetisi, yaşam hissi ve bir ritmi duyabilme arzusu insanı çeşitli arayışlara itiyor. Bu arayış sanata, bilime ya da bir spor dalına olsa da yine kendi içine doğru. Kendini yoklayıp derinlere bakmadıkça kendini aşmadıkça bu arayışı gerçek kılmak mümkün değil. İşte yazmak da insanın içindeki yabancıyı tanıma tereddüdüne rağmen benliğe dair çok şeyi en çok da o

 sesi kaybetmemek, saklayabilmek adına. Bunca arayışın, uğraşın söz konusu olduğu yerde devamlı yazılacak ne bulunduğu gibi kaçınılmaz bir de soru vardır. Bu soru, yazmanın yalnızca eylemleri kaydettiğine inananlarındır.  Devamlı yazılan o her bir günün toplamı, insanın kendini tarttığı ve gördüğü ya da Duras’ın söylemi gibi içindeki yabancıya ulaştığı şu andaki  noktadır.

O vardığın noktalarla birlikte de var olabilmek, hayata o noktalardan da devam edebilmektir.

Bazen de o noktalar yazmanın birer sonucudur. Özdemir Asaf’ta bu dört noktaya bölünür. Yazmak; özel yaşama başka insanların ortak edilmesi, nesnel yaşama başka insanların tanık edilmesi, kişisel yaşamdan yazmak adına dışarı çıkılması ve başkalarının yaşamının açığa yayılmasıdır. İnsanların yazma ihtiyacındaki arayışlarıyla başka insanların bu karşılaşımı daha iyi anlatır belki de yazmanın bir ihtiyaç olduğunu. Yazanlar yazacaklara ışık tutarken yazılmış olanlar yazılacaklara ruh sunar belki de. 

Sonu ve köşesi olmayan zamanda, sonu ve köşeleri olan insanlar; yazarlar. Bedensiz ama ruhun, sesin ve ânın taşındığı, saklandığı şekilde yazarlar. Zaman, bedenleri silse de sesleri ve ruhu silemez. Konuşmak, anlatmak ya da çoğu eylem; bedenin ve de nefesin müsaade ettiği kadarken yazmak; ruhun ve sesin yettiği kadardır. 

 

 

Kaynakça

Duras, Marguerite “Yazmak” (2.basım-1999) İstanbul: Can Yayınları 

Asaf, Özdemir “Kırılmadık Bir Şey Kalmadı” (2017) İstanbul: Yapı Kredi Yayınları

 

28 Mart 2020 Cumartesi

Bakılan dört duvarın tadı 
anlam görmeden çıkılan o yolda 
öylesine insanlarla 
anlamı en çok sözcükler taşıdı insandansa. 
Nasıl geçiyor peki 
Saklanabildin mi hayattan 
Gün, ışıkları kapadığında
her şey yaslandı bir kenara 
kalabildin mi ayakta .
Doluluğu tanımanın
şimdide yarattığı boşluk 
hayatı arındırırken insandan 
der ki Neruda :
“...Yıkanın kendi mezarlarınızda 
ve üstünüzdeki topraktan 
gururla bakın yukarıya ...”
Akışına bırakmak  herkesi
akışı da bırakmak bir noktadan sonra
Nokta kesse de önünü ardını 
devam etmek gerekir hep bir yerden
Az ileri ya da değil biraz geri
Daima yukarı . 

13 Eylül 2019 Cuma

İzleme

Yaş alırken insanlar , değişirken
rengi atar mekanların en fazla
ruhları değişmezken.
Zaman
yeniden yaratabilecekken insanı
yaratabilirken
silemez izden mekanı
zamandı zaten izi bırakan .
Anmadıkça göze görünmeyen
fakat asla da yok olmayan
iz, düştüğü yerin
zamandaki rölüdür.
Bakmasını bildikçe vardır
bakmasını bilmeyi
ihmal etmedikçe.


28 Temmuz 2019 Pazar

Zamanın İçinden

Parçanın en görünmez yerinde geçen
"yıldızları yakaladığın zamanlar
hâlâ karanlık yürüdüğün o yollar
belki hep kararsız dokunduğun insanlar ,
bu yüzden mi ıssız öldüğün o sonlar "
Öyle ki sınırlar ,
sıfatları koyan.
Yargılar , sıfatları koruyan.
İnsan,
dünyanın oradan oraya savurduğu ,
yarattığı farkla herkesin içindeki tek.
Yarattığı farksa herkesin dışında , zamanın içinde .
Zaman ,
saatlerin kustuğu , çizgi adımları .
Ölçülecek zaman yokken artık
habire akmaktan
halledilebilirdi derken aranan
kendi kendine yardım bölümü
boşluğun içinde
zamanın dışında.


23 Mart 2019 Cumartesi

Adı Yok Tadı Acı

Yine tek bir ânın 
tüm zamanlara bulaşacak olan rengi
vaktin getirdiği karşılıksız vedayken 
söz söylemekteki hak 
vedanın ardına itilmiş , düğümlü .
Devam etmek gerekirken bir yerden 
şu devamların efendisi zaman, 
hiç olmadığı kadar anımsatıcı
hiç olamayacağı kadar yüzleştirici  
ve utanılmadan beklenilen 
kabullenme yetisi 
asla yetmeyen . 
Ama aynaya bakabilirken yeterince 
hayattaki rolünü çizerken 
bakıp da gördüğün iki ışıklı yansımanın 
sönen teki . 
İki ışıktan doğmuşken 
iki ışıktan yansıyarak görmüşken .
Devam etmek gerek bir yerden 
kalan bir ışıktan tekrar doğarak .
Ve umarım daha da ışıyarak. 


25 Ocak 2019 Cuma

Karışıklığın İçinden

Karışmış
duygular , düşünceler
İnsanlar birbirine karışmış.
Neredeler , kimleler , ne içinler
karışmış.
Sevgiler !
anlık mı daîm mi
karışmış
daîm olan yalnızca böyle uydurmalarken .
Tanımlar karışmış.
Anlamlar akmış .
Derinlikler boy verir hâlde .
Göze görünen güzelken sadece
kalpten bakışın yetisi alınmış .
Görü ve de bakı birbirine karışmış.
Tüm bunların ortasında kalan ,
eski anların kokusu uçmuş gücüyle
devam edebilmek bir yerden .
Anlaşılmamış olsa da
dünyanın geçmiş hatrına dönmediği
arkada kalanlar öne serilmese de
keşke serilse.
Ama
ne anlamı vardı keşkelerin
tek anlamı bile bu soruyken .
İlgiler , sevgiler geçmişse de
hiç geçmese
keşke.

7 Aralık 2018 Cuma

Tuhafbirözet

Bazı şeyler anlatılmak istenirken takınılan duruş
ve o duruşun anlatma’yı unutup yalnızca istemek’le kalakalması.

4 Eylül 2018 Salı

İNCELMESİZ KOPMA

Mesafe
baştan mı vardın
sonradan mı vardın insana
sondan olsan
sığar mı olurluğa?
Noktalamanın gerekmediği cümleler
ama içi işaretlerle doluyken
konuşulurken
üzerine düşülmeden
yalnızca düşünülerek
rahat ve tatmin
en çok da daimî tanışılırken
tanışıldıktan da sonra hatta .
Mesafe
bunlardan çok sonra ne işin var
arada ya da aralarda .
İnsanın insana hükmüyle
neler olmazdı ki değil mi.
Değil.
Birin bire hükmü işlemezken
İki unutulur .
Mesafe
itaat eder insana,
insanın sıkı sıkı içinde sakladığı
ama delice gözünde büyüttüğü insana .

30 Temmuz 2018 Pazartesi

12 Temmuz 2018 Perşembe

İnceldiği Yerden

Arkasından bakılır mıydı
beklenecek şey yoksa
Bakmak dediysem
yaşanandan
an’ı çekmek
sonrası
zihnin sanrısı
bitmiş ya da geçmiş ne varsa
bakılır mı arkasından
bakıp da gördüklerim
var sayılır mı hâlâ .

29 Mayıs 2018 Salı

Çık artık şu kafadan
artık bir kırılma
intikal sayıklamasın
Dünyanın sonu gelmemişken
sakin kalsın
Çizgi götürdüğünce uzunsa
Sayın Süreya’nın Söz Yitimi
*yürüyor muyduk yoksa bir doğa parçasının altını mı çizdiriyorlardı bize
     bir yere geldik ki
        hiçbir sokağın adı yok *
Ki daha değil öyle.
Dünyanın sonu değil
çoktan seçmeliler.
Seçme
hakkınken senin
kuralların bahsi yok
ve bir sonun da .

7 Mayıs 2018 Pazartesi

Söyleçekil

Duyarken anlat
tutma
sıkışır
zamanlanmasın , dökül
vakit geç olurken günlerden
bırak
toparlarsın
duydun ya
yazçekil
ve duyulduysa o
durma
hisçekil .

25 Nisan 2018 Çarşamba

Kalbinden Ayrılınca Ruhu Gelecekmiş Dile

Tanımak
İki çizgi arası duruş
Kavuşturulmuş iki el .
Duymak
Sedanın yokluğunda
Bıraktığı kelimelerde.
Saye
tam arkasında
Gizlenmekte

12 Nisan 2018 Perşembe

Bir Süre Görüşmeyiz Ruhi Bey

Rüyaya dalmadığımı bu sefer
Uyumayışımdan ...
Kelimelerini gözümün ,
Tam şuraya
Diziyorken
Bilinç mi
Sakın anma
Yediği tüm haltlar ,
Uyuyuşunda.

16 Şubat 2018 Cuma

DOĞMAK

Sor bana
Doğmak nedir ?
Bir bedenle geçiştirmek mi hayatı
Aklın nasıl başta olabileceği yarışı mı.
Sor bana
Doğmak kimdir ?
Sevgi mi , kalbine doldukça büyüten.
Sevginin çabası ilgi mi , sana seni hissettiren.
Sor bir .
Kitap mı ,  doğruları yazan
Ondan sıyrılan tek cümle mi ya da .
Boş bir sayfa mı , yazdıkça seni tam kılan .
Sor bana
Aklın başında mı diye
"Nerede gördüklerin
 Nerede o beklediğin
 Rengi başka , tadı başka " dese de Yeni Türkü
 Sor.
 Bir kadından doğmak , önce .
 İsmini doğurmak , sonra.
 18 .kez doğmak başka.


21 Ocak 2018 Pazar

VURDUMDUYMAZLIĞA.

Vurdum sana
Haydi duyma
Baksana
Gözlerimin önünde sönen
Sevgiler , birliktelikler
Her defasında hor görülen samimiyetler
Ya da sönen bunlardansa , onlar
Ne deniyordu ,
Ha :" İnsanlar !"
Umur dışı eylemleri , saygıyı harcayan
Saymak nedir bilmeksizin sevgiyi de bekleyen
İnsanlar .
Önemsemedikleri  hiçbir şey ,
Bende çok şey
Belki de her şeyken
Birliktelikler , sürdürülebilen mi
Sürüklenebilen mi yoksa .
Farkına varmak değil hâlimdeki
En başından farkında olmaksa
Ne oldu , ne bitti
Sevgi artık neden ürkek
Samimiyet , perdelerini niye çekti
İlişkiler nelerden uzakta , kimlerden ...
İnsanlar.

5 Ocak 2018 Cuma

22.25

Sanılanın hep aksi ,  neticesi
Emeğin göründüğüncesi ki bazen
Vicdanın akla sığmaz tepkisizliği
Görünenin en sert hâli
İncitir sayeyi , incitti .

21 Aralık 2017 Perşembe

19 ARALIK 2017 ADINA

"Mutluluk nedir sizce ? " diye soruldu da o gün . Cevap sırama daha vardı .
Düşündüm :
'ŞARKILAR' şiiri Asaf' tan . Aklıma ilk gelen o oldu .
...

"Kimse sevgimi bilmez şarkısı
 Eskiden ağlatırdı beni
 Şimdi ise düşündürüyor . "

Hâlbuki yaptığım tek şey edindiğim şairi okumaktı ama bu dizelere takıldım . Öyle bir şarkı mı varmış ? Duymamışım , bilmiyorum . O bunu yazmasa nasıl tanırdım Seyyan Hanım ' ı .
Şairi kendi etkisine alan bu şarkıyı nasıl fark edebilirdim ki günümüz yaşamında .

Mutluluk demiştiniz .
Cevap sırası bana gelemedi ama bir cevabım var .
Mutluluk ansızdır bence . Pekişmeden gelendir . Hatta aramadıklarını fark etmektir .
Bir şairi okurken , göz teması kurarken birisiyle , onun yanında geçerken ,
sokakta bir kediyi okşarken sevginin karşılığını duyduğun dakikadır. Ama bir anda! Hemen şimdi .
Aramaksız bir bulma , mutluluk . Fakat rastlantıdan da çok daha fazlası .

18 Kasım 2017 Cumartesi

İLİKLEME

O ,  kapı ağzı tenhasında
Çıkışla yerine koyuşun bir oluşu zamanda
Kargaşanın sayesiyle
Saklayışı örtmek ayaküstü
Kapı ağzında
Gürültüde izi saklamakla
Görüldü
Duvar kenarı tenhasında

3 Kasım 2017 Cuma

BOZGUN

Şimdi içimden geldi
Bunları söylemek
'Cümleleri bu kadar kolay kurma ' demek
Birkaç kelime yan yana gelerek
Cümleler devirir büyüyerek
Kurulduğundan hiç düşünülmeyerek.
Sarf edildiğiyle kalır daha da ifadesizleşerek
Ki bazen burkarak
Cümleler kurulur
Bozulamayacağını bilerek .